O KAR YAĞMADI
Günler günleri uğurladı, aylar aylarla karşılaştı. Dağlara kar düştü, deryalarda dalğalar kıyılarla savaştı, gökler yerleri seyrederek bulut gözleriyle usul ağladı. Usul usul ağladı beni ağlatanlar. Ben dilediğim karları yağdırmadı gökler. Ben hep onu düşlemiştim çocukken. O, bembeyazdı. O, yağarak benim dünyamdakı her tarafı bembeyaz yapacaktı. Dağları kar kaplamıştı, dağlarda kıştı. Peki ya burda? Uzaktan bembeyaztı dağların dorukları. Benzemek istedim o dağlara ben. Taşa, anıta dönüştüm dağların doruklarına benzemek için, benim de başımın tacı olsun diye yağan karlar. Fakat ulaşmadım isteğime… yine de olmadı. Neden yağmadı bu kar?
Ben herkese sordum onu, kalbime sormadım yalnız. Yüreğimse durmadan susuyordu. «Neden yağmadı bu kar?» Birgün bana o karı gösterdiler. «İşte istediğin kar…» dediler. Ben yine seyrettim, o değildi. Benim beklediğim değildi. Dağların doruklarındakı kar böyle değildi hiç. Benim beklediğim karın her tanesi melek kanatlı olacaktı. Sonuçta gökten yere inen insan değil, melek olacaktı. Melekler gelecek ve peyğamber getirecekti. Olmadı… Bana gösterilen kar yerden göklere yükselen buhardı. Göklerden yere inen baştan sona çirkefti. Görüntüsü bembeyaz olsa bile. Ben onu gördükten sonra tüm umutlarımı kaybettim. Benim hep düşdediğim göklerdenmi geliyordu o?
Peki ya o üzerindeki şeytani elbise? Ansızın kafamı yukarı kaldırarak bağırmağa başladım: «Aman Allahım, dünyanın sonumu geldi artık?» Az önce rüzgarın sesini bile surun sesi duymağa başlamıştım. Beddualar ederek karşıladım kışı. Bir daha kış olmasın, kar yağmasın dedim kendi kendime. Zira sen benim beklediğim karın ve kışın ta kendisiydin. O kar senin vücutunun parçalarıydı. Dünya dediğimiz anne kucağında, toprak üzerinde doğacaktın sen. Ben seni kendi ellerimle yaratacaktım, kar yağacaktı öylesine. Sen benim kardan adamım olacaktın. Ben sana doymayacaktım, hep kışı, karların yağmasını bekleyecektim. Ama o kar yağmadı.